Ana Sayfa Güncel 5 Ocak 2020 62 Görüntüleme

2019 yılının en korkuncu

Gamze TAŞÇIER

Her yıl sonu geldiğinde, en sık karşılaşılan yazılar “yılın enleri” olur. Alanına ve konusuna göre “enler” belirlenir. Spor, sinema, siyaset, magazin ve diğer alanlarda ya oylama yapılır ya da yazar kendi penceresinden ‘enleri’ kaleme alır. Bu kapsamda 2019 için tek başlıklı bir en belirlemek ve alan ayrımı gözetmeden kabul etmek yararlı olacaktır.

“KADIN CİNAYETLERİ”

Bu yıl da değişen bir şey olmadı. Yine kadınlar, kadın oldukları için öldürüldü.

Aradan geçen 11 ayda en az 422 kadın daha erkekler tarafından hayattan koparıldı. Üstelik bu sadece yargıya taşınan ve kaydedilenler. Katiller, erkek oldukları için bunu kendilerinde hak gördü ve onları öldürdü. Bu yüzden kadın cinayetleri sadece adli vakalar ve basit istatistik sonuçları değildir. Duyunca “yazık” denilip geçilecek haberler hiç değildir. Kadın cinayetleri bir zihniyetin dışa vurumudur.

Bir kadının daha aramızdan alınmaması ve cinayetlerin son bulması için çabalıyoruz. Yalnız bu yetmiyor. Katillerin en ağır cezaları almaları için de mücadeleyi yoğunlaştırmamız gerekiyor. Çünkü ne yazık ki Türkiye’de, hukukunuz için mücadele etmezseniz, yazılı kurallar yazıda kalıyor, kararlar hep kadınların aleyhine işliyor. Kadınlar olarak verdiğimiz hukuk mücadelesine destek için davalara elimden geldiğince gitmeye çalışıyorum. Son süreçte katıldığım duruşmalardan bazıları, Gaziantep’te Güldane Yırtıcı, Kırıkkale’de Emine Bulut, Ankara’da Ceren Damar ve Şule Çet, Kocaeli’de Ecem Balcı ve Ordu’da Ceren Özdemir davaları oldu. Gittiğim duruşmalarda Kadın-Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu üyesi bir Milletvekili olarak davaya müdahillik talebimi mahkemelere sunuyorum. İşte o davalarda, verilen ifadelerde 2019’un en korkuncu olarak kadın davalarını ilân etme sebebini rahatlıkla bulabiliyorsunuz.

Katıldığım pek çok kadın cinayeti davasında benzer sözleri duyuyorum. Öyle ki, sanıkların ifadelerini yan yana koyun, sanki tek bir kişi söylemiş diye düşünürsünüz. Türkiye’nin dört bir yanında, birbirlerini hiç tanımayan katiller, aynı şarkının nakaratını tekrar eder gibiler. Adeta tüm sanıklar sözleşmiş gibi aynı ifadeleri veriyor. Pek tabii bir katiller ağı olduğu ve orada taslak ifadeler hazırlandığı iddiasında değilim. Ancak zihniyetin dışavurumu dediğim tam olarak bu. Egemen zihniyet, cinayetlerde olduğu gibi ifadelerde de kendini gösteriyor.
Farklı sözler duymak neredeyse imkânsız. Bir duruşmaya gidin, duyacağınız kalıplar, “ilişkimiz vardı, alkol almıştı, gece vakti oradaydı, çocuğumu göstermiyordu, etek giymişti, tahrik etti” gibi sözler olacak. Bir de kravat takıldı mı, tamam bu iş! Bu sözler neden söyleniyor derseniz, mahkemelerden çıkan kararlar, yeni katilleri ifade konusunda profesyonelleştirmiş durumda. Kim nasıl indirim alacağını biliyor. Adeta bir matematik formülü gibi işleyen bir süreçten bahsediyorum.
Halbuki Türkiye’nin taraf olduğu İstanbul Sözleşmesi’nin 42. Maddesi, “Şiddet eylemlerinin gerçekleşmesinden sonra başlatılan ceza davalarında kültür, töre, din, gelenek veya sözde ‘namus’un gerekçe olarak öne sürülmesinin önlenmesini temin etmek üzere, gerekli yasal ve diğer tedbirleri alacaklardır” diyor. Bu apaçık hüküm uygulanıyor mu derseniz, bu sözleşmeyi bir kez bile açıp okumamış hukukçular vardır diye düşündüğümü söylerim. Çünkü aksi halde gazeteleri açtığımızda katillere indirim haberlerini okumuyor olurduk.
Uluslararası sözleşme uygulansın diye, kadına ve çocuklara karşı işlenen şiddet, cinayet ve cinsel suçlarda iyi hal ve tahrik indirimlerinin uygulanmamasını öngören bir kanun teklifini Meclis’e sunmuştum. AKP, Yargı Reformu Paketi’ni Meclis’e getirdiğinde teklifimin dahil edilmesini istedim reddedildi. Adalet Bakanı bütçe görüşmeleri için Meclis’e geldiğinde kendisine bu konudaki fikrini sordum. Kendisi de indirim verilmesini anlayamadığını söyledi. Demek ki ortada bir fikri uzlaşı var. O zaman bir an önce bu indirim sorununu çözmeliyiz. Bir gün daha kaybetmeyelim, bir kadın katili daha iyi hal ve tahrik indirimi adı altında paçayı kurtaramasın. Toplum vicdanını bu kadar yaralayan bir konuda, ortada böyle bir uzlaşı da varken beklemenin anlamı yok.

Bizim mücadelemiz bir zihniyetle. Bu zihniyetin kendi faydasına kullandığı tüm imkânları ortadan kaldırmalıyız. Umarım 2020 yılının en korkuncu tespitini hiç yapmak zorunda kalmayız. Bunun için mücadeleye mahkemede, Meclis’te, sokakta ve her alanda devam edeceğiz. Cellada Ahmed Arif ile haykıracağız…

“Öyle yıkma kendini,
Öyle mahzun, öyle garip…
Nerede olursan ol,
İçerde, dışarda, derste, sırada,
Yürü üstüne – üstüne,
Tükür yüzüne celladın,
Fırsatçının, fesatçının, hayının…
Dayan kitap ile
Dayan iş ile.
Tırnak ile, diş ile,
Umut ile, sevda ile, düş ile
Dayan rüsva etme beni.”

cukurda-defineci-avi-540867-1.

Kaynak : http://www.birgun.net/haber/2019-yilinin-en-korkuncu-282765

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.