Ana Sayfa Güncel 15 Ekim 2019 330 Görüntüleme

Bu olaylar Bahar mı? Kaosu mu?

Dönemin ABD Başkanı George W. Bush, 2001-2003 yıllarında Irak’ı işgal edebilmek için yalanlarla dolu dosyalar hazırlatarak Irak işgalini yasal bir statüye kavuşturma mücadelesine girdi. ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, 5 Şubat 2003’te BM Güvenlik Konseyi’nde yaptığı konuşmada, “Saddam Hüseyin’in biyolojik silahlara sahip olduğundan hiç şüphe yok ve daha fazlasını üretebilecek kapasiteye sahip.” iddiasında bulunarak sürecin fitilini ateşledi.

Irak

ABD Başkanı Bush, 17 Mart 2003’te Saddam Hüseyin ve ailesine 48 saat içinde ülkeyi terk etmeleri, aksi takdirde askeri müdahaleyle karşı karşıya kalacakları uyarısında bulundu. Bush, bu çağrıdan tam 2 gün sonra 19 Mart’ta ABD ve ona destek veren İngiltere, İspanya, Türkiye, İtalya, Almanya, Hollanda gibi ülkelerin başı çektiği koalisyon güçlerinin Irak’a karşı askeri operasyon başlattığını duyurdu. ( Bu operasyona kara ve hava sahamızın koalisyon askerlerine açılması için TBMM’de 1 Mart 2003 tarihinde yapılan tezkere oylamasına “264 kabul, 250 ret, 19 çekimser oy kullanılmış, salt çoğunluk zorunluluğu nedeniyle tezkere kabul edilmemişti.” Tezkere 19 Mart 2003 tarihinde TBMM’de tekrar görüşülüp “332 milletvekili “kabul”, 202 milletvekili “ret” oyuyla” kabul edildiğini hatırlatmak isterim.)Ülkede kan ve gözyaşı dinmiş değildir, siyasi belirsizlik halen devam etmekte olup Saddam dönemi aranır duruma gelinmiştir.

Irak işgali devam ederken Bush döneminin ulusal güvenlik danışmanı Condileeza Rice 7 Ağustos 2003 tarihinde Washington Post gazetesinde “Ortadoğu’yu dönüştürmek” başlıklı bir makale yayımladı. Dönüşümden kastı ise 22 ülkenin içinde bulunduğu bu bölgesinin Özgürlük, Refah, Reform  ve Demokratikleşmeydi.!

Planlara bağlı kalınarak bölge ülkelerine şirin gözüküp yumuşak lokma haline getirme çalışmaları devam etti.

Arap Baharı 17 Aralık 2010 Tunus’ta bir gencin kendini yakmasının ardından tüm Tunus halkının giriştiği eylemle beraber Arap dünyasında o zamanda “Bahar” olarak adlandırılan bu ateşin aslında bir “bunalım” dönemi olduğu yıllar sonra anlaşılacaktı. 

Tunus

Kıvılcımın çıktığı Tunus’ta halk açlık, işsizlik, yolsuzluk, diktatörlük sorunları dile getirip 23 yıllık devlet başkanı Zeynel Abidin’in yönetimi terk etmesi yönünde sloganlar atıyor, isyancıların protestoları ve çığlıkları sokakları inletiyordu. 14 Ocak günü Zeynel Abidin görevden ayrıldığını belirterek ülkeden kaçtı. Büyük sevinçle dolan Tunus sokaklarında zafer sesleri yükseliyordu. Halk sosyal ağlar aracılığıyla birbirine kenetlenip daha da hırslandı ve sonuç olarak halkın istediği gibi sonuçlandı. Arap halkı yaşanan bu olaya “Yasemin Devrimi” ismini verdi.

Mısır

Tunus’taki gibi benzer sorunlar dile getirilerek 25 Ocak 2011’de Mısır’ın en büyük meydanı olan Tahrir meydanında Arap baharının esintileri yayılmaya başlayan bu eylemler 11 Şubat 2011 de Hüsnü mübarek istifa etmesiyle son buldu. Her şeyin düzeldiğini düşünen Mısır halkı için asıl başlangıç bundan sonra gelmekteydi. 30 Kasım 2011 tarihinde Mısır’da siyasi yasağı kalkan ve meclis seçimlerine katılan Müslüman Kardeşler, kurdukları Özgürlük ve Adalet Partisi yapılan seçimi kazandı. Tarihler 24 Haziran 2012 gösterdiğinde Mısır’da 30 yıllık Mübarek rejiminin ardından yapılan ilk cumhurbaşkanlığı seçimini Müslüman kardeşlerin kurduğu Hürriyet ve Adalet Partisi’nin adayı Muhammed Mursi kazandı. Yönetimi devralan Mursi kısa zamanda diktatörlük izlerini silip anayasa referandumları yaparak birçok yetki kazanımı ve değişimi yaptı. Bu seçimlerin ve referandumların sonuçları sonrasında Mısır sokakları hiç sakin olmadı, Mursi destekçileri ve karşıtları ülkenin belli bölgelerinde sürekli çatışma halindeydiler. Ülkedeki iç çatışmaların ve protestoların artmasıyla beraber 1 Temmuz 2013’te Mısır Ordusu, Mursi’ye olayları çözmek için 48 saatlik bir süre verdi. 48 saatlik bu sürede eğer sorunlar çözülmez ise yönetime el koyacağını belirtti ve sürenin dolması sonrasında Cumhurbaşkanı Mursi’nin görevden alındığını açıklandı. Askeri darbe ile sonlandırılan bu sürecin devamında Mursi ve Müslüman Kardeşler yöneticilerine seyahat yasağı ardından müebbet hapis ve idam cezaları verildi.Bu yaşanan üzücü olaylarla birlikte Mısır’ın baharı kısa sürüp tekrar kışa döndü ve eski diktatörlük günleri esmeye başladı. (İslami camiada Müslüman kardeşlerin Mısır’da yapılan seçimlere girip girmeme konusu hala tartışılmaktadır.)

Libya

Tunus’taki gibi benzer sorunlar dile getirilerek 17 Şubat 2011 tarihinde başta Bingazi olmak üzere birçok kentte gösteriler başladı. 42 yıl boyunca ülkeyi yöneten Albay Muammer Kaddafi’ye karşı bazı aşiretler ve siyasi gruplar silahlanmaya başladı ve gösteriler kısa süre içerisinde silahlı çatışmalara demokrasi ve özgürlük sesleri yükselmeye başladı. Burada halkının direnişi bastırmaya çalışan Kaddafi’ye karşı Tunus ve Mısır’da devreye girmeyen BM devreye girdi. Şiddet olaylarının artmasıyla birlikte önce uçuşa yasak bölge ilan edildi, önceliğini Fransa, İngiltere ve Abd’nin yaptığı hava operasyonu düzenleyerek bu ülkeye fiili müdahalede bulundular. Türkiye bu operasyona BM üyesi olarak insani yardım desteği vermiştir. 20 Ekim 2011 yılında Sitre’de yakalan Kaddafi öldürüldü. Ülkede hala kan ve gözyaşı dinmiş değildir, Libya 3 bölgeye bölünmüş olup Kaddafi dönemi arar duruma gelmiştir.

Bahreyn

Bahreyn’de yine bahar havası esintileriyle 14 Şubat 2011’de olaşan yönetim karşıtı ayaklanmalar, hükümetin sert müdahalesiyle karşılaştı. Bahreyn Kralı Hamad bin İsa Al Halife, Mayıs 2012’de aldığı kararlarla ülke anayasasında değişikler yaparak talepleri karşılamaya çalıştı. Ülkede şii, sünni çatışması ön planda tutularak karışıklıklar hala devam etmektedir.

Yemen

Ülkeyi 1978’den beri yöneten Ali Abdullah Salih’e karşı 27 Ocak 2011 tarihinde diğer Arap ülkelerinde olduğu gibi ülkedeki yolsuzluk, yoksulluk,  işsizlik gibi sebeplerle başkent Sana’da başlayan halk ayaklanması, Salih’in görevden çekilerek yerine yardımcısı Abdurabbu Mansur Hadi’nin geçmesi ve ardından Hadi’nin 21 Şubat 2012’de tek aday olarak girdiği seçimlerde ülkenin yeni Cumhurbaşkanı seçilmesiyle sonuçlandı. Ancak güvenlik boşluğu nedeniyle El Kaide gibi örgütler ülkede faaliyetleri için alan buldu. Yönetim boşluğundan faydalanan Husiler de başkent Sana’ya ilerleyerek hükümete darbe yaptı.Suudi Arabistan’ın başını çektiği askeri koalisyonun 26 Mart 2015’te Yemen’e askeri müdahale kararı ülkedeki iç savaş için kırılma noktası oldu.Devam eden çatışmalar, abluka ve uluslararası müdahale nedeniyle gıda yetersizliği yaşanan ülkede açlıktan ölenlerin sayısı her geçen gün artıyor. Yemen şu anda eski günleri özlemle aradığı başka bir ülke olarak karşımıza çıkmaktadır.

Suriye

Suriye’de daha iyi şartlar altında yaşamak isteyen halk, Beşşar Esad ve yönetimin uyguladığı rejime karşı protestolara başladı, 15 Mart 2011’de ülkenin güneyindeki Dera kentinde küçük bir kıvılcımla Suriye devleti baharla! tanışmaya başladı. Esad’ın protestolara karşı cevabı ise çok keskin ve acımasız oldu. Bunun üzerine harekete geçen halk ise kendi içlerinde sivil ordular kurmaya başladılar. Ülkede iç karışıklığı destekleyen ülkeler Şam rejimine karşı bölgesel ordular kurmaya çalıştılar. 2014 yılında El Kaide’den ayrılan ışid’in Suriye ve Irak’ta örgütlenmesi ise Suriye’deki Arap Baharını bambaşka bir boyuta taşıdı.

Önceleri sadece Esad’ın gitmesini isteyen ve bu nedenle Özgür Suriye Ordusuna destek veren Abd, ışid tehditliyle birlikte politikasını değiştirdi. Işidin işgal ve ilerlemesini durdurmak için uluslar arası kampanyalar yapıldı Ekim 2014 yılında Ayne’l-Arap (kobane) düşmesin kampanyası bunların başında gelmektedir. Emperyalist güçler Suriye üzerinde güç devşirme çalışmalarını yapıp orda kurulan küçük büyük örgütleri maddi ve silah yardımıyla desteklediler. Bu aşamada abd pyd terör örgütüne yüklü silah yardımı yapması Türkiye için bir tehdit oluşturmaya başlamıştır.

Türkiye bu aşamada Öso ile beraber bölgede bulunan işid ve pyd terör örgütlerine karşı 24 Ağustos 2016 tarihinde Fırat kalkanı operasyonu ve 20 Ocak 2018 tarihinde Zeytindalı operasyonu gerçekleştirilmiştir. Bu yazıyı yazarken devam etmekte olan 9 Ekim 2019 tarihinde Barış Pınarı operasyonu pyd terör örgütüne karşı başlatılmıştır.

Görüldüğü gibi fazla detaya girmeden olaylara baktığımızda egemen güçlerin planlaması sonucu bölgeye özgürlük, huzur, barış değil, savaş, kaos, kan ve gözyaşı gelmiştir. Olayın özeti barış diyene aldanmamak, bahar gibi gözükene kanmamak itidalli davranıp güncel algılara kapılmadan olayları yorumlamak gerekmektedir.

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.