Ana Sayfa Yazarlar 18.01.2020 66 Görüntüleme

BOĞAZ VE KANAL İSTANBUL

Günümüzün en çok konuşulan, tartışılan konusu kanal İstanbul. Her kafadan bir ses, denizden anlamayan da anlayan da, ağzı olan da konuşuyor. Adamlar ne denizin  d harfinden ne boğazın b harfinden ne de kanalın k’ sından anlamaz. Hayatında belki de kayığa bile binmemiş kişiler deniz ve boğaz hakkında öyle ahkam kesiyorlar ki sanki sanırsın suyun kaldırma kuvvetini keşfeden Arşiment mübarekler.

Acizane benim asıl mesleğim denizcilik. Şuanda bile yakınyol baş zabıt kaptanıyım. Yani Rize’den bir gemi, Çayeli’nden bakır madeni yükler ya da çaykurdan çay yükler. İstanbul boğazından geçer Marmara denizi sonra Çanakkale boğazı sonrası ver elini akdeniz sonra rotamız Cebelitarık boğazı ve okyanus. İstanbul boğazını binlerce kez geçmişliğim var. Boğazın akıntısı ve de ters akıntısı var. Öyle herkesin her kaptanın geçeceği bir boğaz değildir.

Şimdi sizlere İstanbul boğazını acizane olarak geçişlerini, kilometre taşlarını, suların akıntılarını anlatayım.

Yaklaşık 1990 lı yıllara kadar boğaz geçit trafiği çift taraflıydı. Yani her gün geliş ve gidiş vardı. Gemiler şimdikilerden daha yolsuz olduğundan her zaman akıntıyı ve suları arkalarına alarak yol almak mecburiyetinde idiler.

Şöyle ki Marmara’dan Karadeniz’e çıkan bir gemi, kendisine göre iskelesinden yani Anadolu yakasından , kız kulesi cihetinden giriş yapar. İstanbul’lular iyi bilir, kız kulesinin hemen önünde ışıklı dev bir şamandıra vardır. Karadeniz’den Marmara’ya o kadar kuvvetli bir akıntı vardır ki sanırsın ki şamandıra motor takmış suları yara yara ilerliyor.

İşte bu durumda şamandırayı kontrol ede ede boğazı ortalayarak Üsküdar önleri, Kuzguncuk, Beylerbeyi, Çengelköy, Kuleli askeri lisesine kadar Anadolu yakasını takip edersin. Önünde kandilli ve kandilli burnu var. Orada sular müthiş ters akar akıntıdan kurtulmak için karşıya bebeğe, ortaköy sahillerine yani Rumeli yakasına geçersin. Bir müddet oradan devam edip tekrar Beykoz önlerinden Anadolu yakasına geçersin. Bir müddet de oradan devam edip tekrar karşıya Rumeli tarafına büyük dereye geçer ve Sarıyer’den Karadeniz’e çıkarsın.

            Eğer Karadeniz’den Marmara’ya inmek istersen, bu sefer çıkışın aksine Anadolu yakası olan poyraz limanı tarafından girip, bir müddet sonra Rumeli yakasına daha sonra tekrar Anadolu yakasını Kandilli’ye kadar gelip tekrar Rumeli yakası Beşiktaş önlerinden geçip Sarayburnu’ndan Marmara’ya çıkarsın.

 Bu boğazı emniyetli hızlı ve sağlam bir geçittir. Her zaman akıntı ve suları pupadan aldığımız için normal 8 ve 10 mille seyreden bir gemi iki veya iki buçuk saate geçer. Tabi her kaptanın yiyeceği bir nane değil. İstanbul boğazı zor bir boğaz olduğu için de çoğu yabancı gemiler kılavuz kaptan almak mecburiyetinde kalırlar.

            Şimdi ise günümüzde gemiler çok yollu oldukları için ve de kazaları asgariye indirmek için aynı kara yollarının uyguladığı gibi hep sağ tarafı takip ederek boğazı çıkıyorlar. Bu sefer akıntı sularını kullanmamış olup ne kadar yollu olsalar da kazalara ve bilhassa dümen kilitlenmesine maruz kalıyorlar. Bu da boğaz kazalarına sebep oluyor.

Onun için ulaştırma bakanlığı kazaları önlemek için boğazın sadece tek tarafını seyire izin vermiştir. Yani bir gün Karadeniz’den Marmara’ya, bir gün de Marmara’dan Karadeniz’e geçit vermiştir. Bu da gemilerin bir gün ya Karadeniz’de ya da Marmara’da beklemelerine sebep oluyor. Bir gemi ya da kaptanın bir gün açık denizlerde beklemesinin ne demek olduğunu ben bilirim.

            Gördünüz mü uşaklar boğaz nasıl geçilir? Ne eziyetli şartlar altında geçilir? Oysa gözünü sevdiğim kanal dümdüz, karşıdan karşıya geçmek yok, beklemek yok, kaza yok. Allah korusun boğazda batan gemiden çok zor adam kurtarılır. Gemiyi ise hiç bulamazsın,  akıntı onu Marmara denize sürükler ve orda çamura yani gemi mezarlığına gömülür.

Büyük felaketlerden bir tanesi de petrol tankerleri. Allah muhafaza etsin. Düşünmek bile istemiyorum. Kanalın faydalarını ise anlatmaya sayfalar yetmez. Kanalın görsel güzelliği, turistik kazancı, ton başı ticari kazancı  var. Dünya’ya örnek olmak var. Bundan sonra Allah kısmet ederse hazar denizini Karadeniz’e bağlamak var. Eğer cenabı Allah kısmet ederse, kanalın faydalarını beş altı sene sonra herkes görür ve anlar.

Güzel vatanımız Türkiye’mizin üç tarafı dört denizle çevrili. Sırası ile kuzeyinde boydan boya Karadeniz, batısında içi denizimiz Marmara ve Ege, güneyinde bir uçtan bir uca ulaşan kıyı sağanlığı fazlalığıyla Avrupa’ya yunana övündüğümüz Akdeniz.

Buraya kadar doğru mu doğru. Yaklaşık toprak varlığımızın sekiz on katı bu denizler ile çevrili. Neden bunlara bakacak bir deniz bakanımız yok. Yıllarca bu böyle. Rahmetli Rauf Orbay , Osmanlı’nın en son kaptanı deryası idi. Sonra Kuvai Milliye hareketi ile Mustafa Kemal’in saflarına katılıp yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk deniz kuvvetleri komutanı olmuştur. Buraya kadar iyi güzel. Bu kadar denizi olan memleketin , denizlere bakan bir bakanı yok.

Sayın koca reisden talebimiz , denizde doğmuş, derler ya göbeği denizde kesilmiş, kundağı deniz suyuyla yıkanmış, yıllarca süvarilik yapmış bir kaptanı bakan tayin etmesidir. Çünkü kaptan adamlar çok iyi bir idarecidir. Misal olarak , senin rahmetli baban da bir kaptandı.

 Bir kaptan olarak inanıyorum ve de gururla söylüyorum: Tüm zamanların en iyi projesi ve yatırımı olacak.

 Vatanımız, milletimiz, bayrağımız adına çok güzel hareketler bunlar. İleri teknolojiyi kullanalım beyler. Hedefiniz tam, yüreğiniz kavi, gözünüz pek inancınız tam olsun kalın sağlıcakla.             Mahmut Hantal

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Benzer Yazılar