Ana Sayfa Dünya, Tüm Haberler 26 Eylül 2019 123 Görüntüleme

Buz ve ateş ülkesi: İzlanda

MUSTAFA ANDIÇ

Uçağımız daha başkent Reykjavik’e indiğinde büyüleyici ülke bu niteliğinden küçük bir bukle göstermişti bile. Uçak yolcularını almaya gelen otobüslerin dış cephelerini kaplayan kocaman, buzullar, volkanlar, şelaleler, kuşlar, balina ve bilumum coğrafi güzellikler daha o anda hepimizi sıra dışı bir coğrafyada olduğumuz konusunda ikna etmeye yetmişti. Yorgunluğumuzu unutup bir an önce bu sıra dışı güzelliklerin içine dalmak istiyorduk. Nitekim geç vakit olmasına rağmen otelimize değil doğrudan Blue Lagon’a gittik.



FAY ÜLKEYİ İKİYE AYIRIYOR

Yeraltından çıkan jeotermal sular içindeki minerallerden dolayı buz mavisi rengine bürünmesinin ötesinde; dışarıda sıcaklık 5-6 dereceyken, yüzlerce insan sıcacık suların keyfini çıkarıyordu. Üzerimize yağan hafif yağmura bile aldırış etmeden bu sıra dışı coğrafi olayın keyfini çıkardık. Bütün yorgunluğumuzu unutup, tamamen gevşemiş halde otelimizin yolunu tuttuk. Hepi topu 330 bin nüfuslu ülkenin yarısından fazlasının yaşadığı Reykjavik’te bir gece yatıp, ülkenin altını üstüne getirmek için ertesi sabah kuzeye doğru yola koyulduk.

103 bin kilometrekare olan bu küçük ülke, Türkiye’nin 1/8’i kadar yer kaplıyor. 64 derece kuzey enlemleriyle kutup kuşağında yer alıyor. Kuzey Atlantik Kıstağı dediğimiz büyük fay hattı ülkenin güneyinden kuzeyine doğru adeta ülkeyi ikiye bölüyor. Bu kırığın batısındaki topraklar Kuzey Amerika, doğusunda kalan topraklar ise Avrasya topraklarının jeolojik özelliklerini taşıyor.



Hafif yağmurlu bir havada ülkenin kuzeyinde bulunan en büyük şehir Akureyri’ye doğru giderken bol miktarda coğrafi olay ve sıra dışı yer şekillerine rastlıyoruz. Önce Hvalfyord Fiyordu’nu geçiyoruz. Devamında buzulların içindeki volkanik alanlardan çıkan lavların suları eriterek dere yatağına taşıdığı ve buradaki bazalt taşlarının arasından akan Hraunfossar Şelalesi’ni ve İzlanda’nın en büyük sıcak su kaynaklarının bulunduğu Deildarthung’a ulaştık.

HER ÜÇ KİŞİYE BİR AT

Tabiat öylesine büyüleyici ki; hafif kırmızı renge bürünmüş bitkilerle dolu vadilerden geçerken dört bir tarafta dumanlar yükseliyordu. Bu dumanlar yeraltından çıkan sıcak suların soğuk havayla temas etmesi sonucu göğe doğru yükseliyor ve bizlere görsel bir şölen sunuyordu adeta.

Yine yol boyunca Moğolistan’dan başka hiçbir ülkede göremediğim sayıda at vardı. Bu ülkeye özgü biraz daha kısa boylu ama oldukça güçlü olduğu belli olan atlar sürüler halinde vadiler boyunca otluyorlardı. Buradaki atlar tüm dünyada özellikle kendilerine has yürüme şekilleriyle farklı bir nitelik taşıyorlar. Ülkede her üç kişiye bir at düşüyor. Bu küçücük ülkede 100 binden fazla at bulunuyor. Hem eti yeniyor, hem de ihraç ediliyor.

Glaumbaer bölgesinde 9. yüzyıldan kalma tarihi çim evlerinde insanların bir milenyum önce nasıl yerlerde barındıkları ve nasıl hayatta kaldıklarıyla ilgili güzel bir müzeyi geziyoruz. Burada kucağında çocuk olan bir heykel bulunuyor. Bu heykel Amerika kıtasında doğan ilk Avrupalı beyaz çocuğun doğumunu simgeliyor. (Yani aslında Vikingler İspanyollardan 500 yıl önce Amerika’yı çoktan keşfetmişler).



KUZEY IŞIKLARI’NIN BÜYÜSÜ

Akşama doğru İki küçük köyün zamanla birleşmesiyle oluşan Akureyri kasabasına vardık. Kasaba dediysem de bu ülkenin şartlarına göre kuzeydeki en büyük şehir burası. Otelimize gidip yerleşiyorduk ki resepsiyondaki görevli bizleri heyecanlandıran haberi verdi. “Oooo çok şanlısınız, bugün hava açık ve güzel; 176 gün sonra şansınız yaver giderse bu gece yarsında Kuzey Işıklarını görebilirsiniz.”
İşin doğrusu bu programı yaparken Kuzey Işıkları’nı göreceğimiz konusunda umudum yoktu. Heyecanla hemen odalarımıza yerleşip, şehre indik ve çabucak yemeğimizi yiyip tekrar şehrin dışında bir tepede bulunan otelimize döndük. Gerçekten de gece yarısına doğru pırıl pırıl olan havada yavaş yavaş Kuzey Işıkları (Aurora Borealis) gözükmeye başladı. Önce gri bir hat olarak uzun ve geniş lazer ışıkları şeklinde görüldü. Ardından ufuk çizgisi üzerinde gri ile yeşil karışımı renkler belirdi. Kutuplarda yerçekimi daha fazla olduğu için yerin manyetik alanı ile güneşten kopan parçacıkların etkileşimiyle oluşan bu coğrafi olaya denk gelmek çok büyük şanstı.



GÜMÜŞ RENKLİ BERRAK SULAR

Bu arada filmlerde gördüğümüz Kuzey Işıkları hareketlerinin de çoğunun hızlı çekimle renk armonisine dönüştüğünü anladık. Gezimizin üçüncü gününü tam gün Akureyri’nin çevresine ayırdık. Önce tanrıların şelalesi anlamına gelen Godafoss Şelalesi’ni gezdik. Çok çeşitli kuş türleriyle ünlü olan Myvatn Gölü kıyısında çeşitli kuş, ördek ve yabankazlarını görme imkânı bulduk. Bu arada dağlık bölgelerdeki buzullardan inen gümüş renkli berrak sularda yabanıl somon balığı avlayanların bir günlük av için 2000 avro ödemeleri gerektiğini şaşarak dinledik.
İzlanda’da öylesine güzel ve temiz dereler var ki, bunlardan hepsine ağzınızı dayayıp kana kana içebilirsiniz. Şehirdeki şebekeler dahil tüm sular içilebiliyor. (Şişe suyunun 3 avro olduğunu düşünürseniz, bu durum zaten biraz da kaçınılmaz oluyor.) Labirenti andıran ve ilginç bir film platosuna benzeyen Dimmuborgir lav atıklarıyla oluşmuş kaya yığıntılarını gördük. Günün en keyifli anları hiç şüphesiz çok soğuk ve yağmurlu havada Namskard bölgesine gidip sıcak su tesislerinde açık hava havuzlarına girmekti. (Öyle ya; çok soğuk havada üşümemek için soyunup açık havada sulara dalacak kaç yer var dünyada?).

Soğuk ve yağmurlu havaların bir başka keyifli tarafı ise sıcacık bir mola yerine varıp, doğal çimenlerle beslenen hayvanların etinden yapılmış ‘İslandic lamb Soup’ dedikleri sebze karışımlı çorbasından içmek oluyor. Yine bu bölgede bulunan yeşil renkli güzel bir kaldera gölü oldukça görkemliydi.



SADECE SON BİN YIL

Gezdiğimiz bölge ülkeyi jeolojik olarak ikiye ayıran bir fay hattı üzerinde çok sayıda jeotermal santral barındırıyor. Fay kırıklıklarının devasa kaya bloklarını uzun bir hat boyunca nasıl ikiye ayırdığını net bir şekilde görebildik. Öyle ya; Dünya’nın en yeni volkanik hareketleri, dünyanın bu en yeni adasında vuku buluyordu. Adadaki çoğu yeryüzü şekli sadece son bin yılda oluşmuştu. Coğrafya dersinde jeolojiyle ilgili öğrendiğimiz tüm teorik bilgilerin adeta uygulama sahasıydı bugünkü tanık olduğumuz görseller. Buradaki coğrafya öğretmenleri çok şanslı olsa gerek. Bizim öğrencilerin kafasında canlandıramadığı tüm coğrafi şekilleri buradaki çocuklar bire bir görüp yaşıyor.

Kaynak : http://www.birgun.net/haber/buz-ve-ates-ulkesi-izlanda-270010

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.